| Word | Definition | Turkish | Popularity | Added |
|---|---|---|---|---|
| dirty | If something is dirty, it has dirt on it, or it is not clean. | kirli; pis; murdar; bulanık; iğrenç; çirkin; alçak; sisli | 0 | 4 days ago |
| distant | Distant is far away; at a distance. | uzak; ırak (yer veya zaman); soğuk; ağır; mesafeli (kimse); belirsiz; hafif. distant relative uzak akraba. distantly uzaktan; soğuk bir tavırla. | 0 | 4 days ago |
| distinct | If two things are distinct, they are clearly different or separate. | ayrı; farklı; başka; bağımsız; müstakil; açık; vazıh; belli. distinctly açıkça | 0 | 4 days ago |
| divine | Something related to a god. | ilahi; lahuti | 0 | 4 days ago |
| dizzy | If you feel dizzy, you have a feeling of spinning around and losing your balance. | başı dönen; baş döndüren; sersem; şaşkın; gözü kararmış; baş döndürücü; sersemletici; düşüncesiz dikkatsiz | 0 | 4 days ago |
| domestic | Domestic issues relate to issues inside one country, not affecting other countries. | eve ait; evcimen; ev işlerine bağlı; ehli; evcil; kendi memleketine ait; hizmetçi. domestic animals evcil hayvanlar. domestic industries yerli sanayi. domestic science ev bakımı; ev idaresi. | 0 | 4 days ago |
| double | A double door, window, etc. includes two of the same kind. | çift; ikili; duble | 0 | 4 days ago |
| dramatic | If something is dramatic, it is large and sudden. | tiyatro ile ilgili; tiyatro türünü andıran (özellikle çatışma ve zıtlık ifade eden turü); hareketli; canlı; et kileyici; tesirli; çarpıcı. dramatically bir oyunu andırır şekilde canlı olarak; çarpıcı olarak. | 0 | 4 days ago |
| dreadful | Something dreadful is something very bad. | korkunç; dehsetli; heybetli; (k.dili.) iğrenç; berbat; çok kötü. dread fully çok fena; dehşetle; (k.dili.) çok | 0 | 4 days ago |
| drunk | If someone is drunk, they have taken in too much alcohol. | (bak.) drink: sarhoş içkili; mest; sarhoş adam; sarhoşluk; içki âlemi.drunk as a fiddler veya lord çok saıhoş; fitil gibi; (slang) küfelik drunk with success basarı sevinciyle kendinden geçmiş. blind drunk körkütük sarhoş.dead drunk fitil gibi; çok sarhoş. half drunk yarısı içilmiş | 0 | 4 days ago |
| drunken | Drunken is another word for drunk. | sarhoş; sarhoşlukla ilgili; sarhoşluk esnasında olan. drunkenly sarhoşlukla. drunkenness sarhoşluk. drunkom'eter kandaki alkol miktarını nefesten ölçen alet. | 0 | 4 days ago |
| dry | If something is dry, it has no water or liquid on it. | kuru; sek | 0 | 4 days ago |
| due | If something is due, it should happen at a particular time. | ödenmesi gerekli olan; vadesi dolmuş vakti gelmiş; yerine getirilmesi gereken; uygun; münasip; lâyık; yeterli; (den.) dolayı | 0 | 4 days ago |
| dull | A dull object is not sharp. | ağır; kafası işlemez; kalın kafalı; gabi; alık; anlayışsız; duygusuz; hissiz | 0 | 4 days ago |
| dumb | Not able to speak. If someone is dumb they can not say anything. | dilsiz; dili tutulmuş sessiz konuşmayan; konuşmadan yapılan; pandomim şeklinde; mimikle ifade edilen; (A.B.D.); (k.dili.) sersem kafasız; budala. dumbbell jimnastik güllesi | 0 | 4 days ago |
| eager | To be eager is to hardly be able to wait to do something. | istekli; hevesli; arzulu; şevkli; canlı; sabırsız. eagerly şiddetli arzuyla; büyük şevkle; sabırsızlıkla. eagerness şevk istek | 0 | 4 days ago |
| early | If something is early, it is sooner than expected. | erken; eski; ilk; ilkel; vakitsiz; vaktinden evvel. early bird erken kalkan; sabahçı. The early bird gets the worm Erken davranan istediğini elde eder. early riser erken kalkan kimse.at an early age çocukken.at your early convenience sizin için uygun olan ilk fırsatta. | 0 | 4 days ago |
| eccentric | If something is eccentric, it is not placed at or in the centre of something. | eksantrik; alışılagelmişin dışında; acayip; garip; tuhaf; (geom.) merkezleri aynı olmayan; merkezde olmayan; ekseni merkezden geçmeyen | 0 | 4 days ago |
| economic | About or relating to the economy, business, money, etc. | iktisadi; ekonomik; idareli; az masraflı; masrafını çıkaran; mali işlere ait. economic man iktisadi insan; yalnız kendi çıkarını düşünen ve düzenli hareket eden kimse.economical idareli; tutumlu | 0 | 4 days ago |
| effective | An effective strategy, treatment, method, etc is one that works well as planned. | işe yarar; itibar olunur; sayılır; yürürlükte; etkili; tesirli; hakiki; fiili | 0 | 4 days ago |
Showing 181–200 of 773 words