Manage your vocabulary learning progress
Word Definition Turkish Popularity Added
breathing The present participle of breathe. teneffüs; nefes alma; nefes; bir nefeslik zaman; an; söyleme; ağza alma; ümit 0 2 months ago
breeding The present participle of breed. doğurma; üreme; yetiştirme; terbiye; bitki ve hayvan türlerini ıslah etme. 0 2 months ago
broadcast If you broadcast something, you make it widely known. radyo ile yayınlamak; neşretmek; saçmak; etrafa yaymak (dedikodu v.b.); radyo ile yayın yapmak; haber iletmek; saçma suretiyle tohum ekmek; radyo yayını 0 2 months ago
brought The past tense and past participle of bring. (bak.) bring. 0 2 months ago
buckle If you buckle something, you fasten it with a buckle. toka; kopça; toka veya kopça ile tutturmak; iliştirmek; ısı veya basınç ile bükülmek; eğrilmek veya bükmek (madeni eşya) buckle down to work ise ciddiyetle girişmek. 0 2 months ago
build If you build something, you make it out of pieces of other things. bina etmek; inşa etmek; kurmak; tesis etmek; yapmak; (iskambil) elinde toplamak; seri yapmak; inşaatçılık yapmak 0 2 months ago
built The past tense and past participle of build. (bak.) build. 0 2 months ago
burn If something has been cooked too much, then it is burned. yakmak; yanmak; yazmak; harcamak 0 2 months ago
burning The present participle of burn. yakma; yakış; fırınlama; yanan; yanıcı; üzerinde çok münakaşa edilen; hararetli. burning glass pertavsız. burning point yanma noktası. fokus burning question hararetli sorun. burning shame rezalet; büyük ayıp. 0 2 months ago
burnt The past tense and past participle of burn. (bak.) burn; yanık; yanmış. burnt offering tanrılara kurban edilmek üzere yakılan hayvan. burnt orange kırmızımsı sarı renk. burnt sienna kırmızımsı kahverengi boya. burnt umber kırmızıya çalan kahverengi boya. 0 2 months ago
burst If something bursts, it breaks open because of pressure from the inside. patlama; çatlama; ileri atılma; mermi atılması; bir el silah atımında yapılan atış; açılma; göz önüne serilme; yarılmak 0 2 months ago
bury If you bury something, you put it into the ground and cover it. gömmek; defnetmek; gizlemek; saklamak; örtmek; ölüm sonucu ile kaybetmek; bertaraf etmek. bury the hatchet geçmişi unutup barış yapmak. bury one's sorrows kederini saklamak; bağrına taş basmak. 0 2 months ago
busted The past tense and past participle of bust. (argo) tutuklanmış. 0 2 months ago
buy If you buy something, you give money and the thing becomes yours. satın almak; almak: bir şey karşıIığında sağlamak: kiralamak: rüşvetle elegeçirmek; elde etmek; alıcı durumunda olmak; müşteri olmak; alış; alma: kelepir; ABDsatın alınan şey 0 2 months ago
call If you call someone, you contact them using a telephone. aramak; çağırmak 0 2 months ago
came The past tense of come. renkli pencere camlarını birbirine tutturmak için kullanılan ince kurşun çubuk. 0 2 months ago
cancel If you cancel something that was going to happen, you decide that it will not happen. üstüne çizgi çekmek; silmek; iptal etmek; geçersiz hale koymak; (matb.) çıkarmak; (mat.) kısaltmak; çizgi çekme; silme 0 2 months ago
canned The past tense and past participle of can. konserve halinde muhafaza edilmiş; (argo) önceden hazırlanmış; önceden söylenmiş; bir yenilik getirmeyen; (argo) kovulmuş; yol verilmiş; (argo) banda alınmış; plağa doldurulmuş (müzik) 0 2 months ago
cannot If you cannot do something, you are not able to do that thing. amaz; amam; amazsın(ız); amayız; amazlar (Anlamı vurgulamak gerektiğinde can not olarak ayrılır; konuşma dilinde (çoğ.)u zaman can't şeklinde kullanılır.) 0 2 months ago
capture If you capture a person or animal, you catch them and do not let them go free. zaptetmek; zorla ele geçirmek; esir etmek; zaptetme; ele geçirme; esir; ganimet. capturer ele geçiren kimse. 0 2 months ago
Showing 181–200 of 1048 words