| Word | Definition | Turkish | Popularity | Added |
|---|---|---|---|---|
| due | If something is due, it should happen at a particular time. | ödenmesi gerekli olan; vadesi dolmuş vakti gelmiş; yerine getirilmesi gereken; uygun; münasip; lâyık; yeterli; (den.) dolayı | 0 | 2 months ago |
| dull | A dull object is not sharp. | ağır; kafası işlemez; kalın kafalı; gabi; alık; anlayışsız; duygusuz; hissiz | 0 | 2 months ago |
| dumb | Not able to speak. If someone is dumb they can not say anything. | dilsiz; dili tutulmuş sessiz konuşmayan; konuşmadan yapılan; pandomim şeklinde; mimikle ifade edilen; (A.B.D.); (k.dili.) sersem kafasız; budala. dumbbell jimnastik güllesi | 0 | 2 months ago |
| eager | To be eager is to hardly be able to wait to do something. | istekli; hevesli; arzulu; şevkli; canlı; sabırsız. eagerly şiddetli arzuyla; büyük şevkle; sabırsızlıkla. eagerness şevk istek | 0 | 2 months ago |
| early | If something is early, it is sooner than expected. | erken; eski; ilk; ilkel; vakitsiz; vaktinden evvel. early bird erken kalkan; sabahçı. The early bird gets the worm Erken davranan istediğini elde eder. early riser erken kalkan kimse.at an early age çocukken.at your early convenience sizin için uygun olan ilk fırsatta. | 0 | 2 months ago |
| eccentric | If something is eccentric, it is not placed at or in the centre of something. | eksantrik; alışılagelmişin dışında; acayip; garip; tuhaf; (geom.) merkezleri aynı olmayan; merkezde olmayan; ekseni merkezden geçmeyen | 0 | 2 months ago |
| economic | About or relating to the economy, business, money, etc. | iktisadi; ekonomik; idareli; az masraflı; masrafını çıkaran; mali işlere ait. economic man iktisadi insan; yalnız kendi çıkarını düşünen ve düzenli hareket eden kimse.economical idareli; tutumlu | 0 | 2 months ago |
| effective | An effective strategy, treatment, method, etc is one that works well as planned. | işe yarar; itibar olunur; sayılır; yürürlükte; etkili; tesirli; hakiki; fiili | 0 | 2 months ago |
| efficient | If something is efficient, it can do a lot but uses very little time, energy, money, etc. | randıman oranı yüksek olan; yeterli; ehliyetli; işbilir; becerikli; etkili; tesirli. efficient cause tesir edici sebep. efficiently yeterli olarak; becerikli olarak. | 0 | 2 months ago |
| eighth | The eighth thing is the one that is number eight (8) in order. | sekizinci; sekizde bir. eighth note sekizlik nota; çengelli nota. | 0 | 2 months ago |
| elaborate | When something is supposed to be elaborated, it is needed to be expanded or add details to. | ayrıntılı; teferruatlı; tafsilatlı; detaylı; mufassal | 0 | 2 months ago |
| elderly | If a person is elderly, they are old. | oldukça yaşlı; yaşını basını almış; ihtiyar. | 0 | 2 months ago |
| electric | If something is electric, it uses electricity. | elektrikle ilgili; elektrikli; elektriki; elektriksel; heyecan veya ürperme veren. electric blue çelik mavisi. electric chair elektrikli sandalye. electric eel Güney Amerika nehirlerine mahsus elektrik saçan bir çeşit iri yılan balığı; torpil balığı; (zool.) Torpedo torpedo. electric shaver elektrikli tıraş makinası. | 0 | 2 months ago |
| electrical | When something is electrical, it is related to electricity or electronics. | elektrikli; elektriğe ait; elektriksel. electrical engineer elektrik mühendisi. electrically elektrik kuvvetiyle. | 0 | 2 months ago |
| electronic | Something that is electronic relates to an electron or electrons. | elektronik bilimine ait; elektronla işleyen. | 0 | 2 months ago |
| elegant | To be elegant something has beauty and is graceful. | zarif; şık; nazik; ince; kibar; mükemmel; üstün. elegantly zarafetle; nezaketle. | 0 | 2 months ago |
| elementary | If something is elementary, it is basic and easy to understand. | basit; sade; öz; ilk; başlangıç; giriş. elementary education ilköğretim. elementary proposition (man.) asıl önerme. elementary school ilkokul; ilk ve ortaokul. | 0 | 2 months ago |
| eligible | If you are eligible for a competition, it means that you are allowed to participate in it as you meet the necessary requirements. | seçilmeye lâyık; uygun; münasip; muvafık; elverişli; evlilik için uygun. eligibil'ity seçilme niteliği; uygun oluş. | 0 | 2 months ago |
| elite | If something is elite, it is special or exclusive. | belirli bir sosyal sınıfın en seçkin kısmı; seçkin kimseler; seçkin sınıf: seçkin; ufak boy (on punto) harfleri olan. | 0 | 2 months ago |
| emotional | Emotional is when your feelings control what you do, rather than reason. | duygulu; hassas; hisli; heyecanlı; heyecan veren. emotionalism duygululuk; çabuk heyecana kapılma. emotionalist fazla heyecana kapılan kimse; heyecan uyandırmaya çalışan kimse. emotional'ity heyecana kapılma; duygun luk | 0 | 2 months ago |
Showing 201–220 of 773 words