| Word | Definition | Turkish | Popularity | Added |
|---|---|---|---|---|
| operate | If you operate a machine, you control it. | iş görmek; işlemek; etkilemek; borsada alışveriş yapmak (özellikle spekülasyon için); (tıb.)ameliyat et- mek; işletmek; idare etmek. operate on a person birini ameliyat etmek. | 0 | 8 days ago |
| operation | An operation is a medical process, often opening the human body. | iş; fiil; etki; hüküm; süreç; işleme; çalışma; çalışma tarzı | 0 | 8 days ago |
| operational | If something is operational, it works and is ready to be used. | ameli; kullanılmaya hazır. | 0 | 7 days ago |
| operative | If something is operative, it is able to work. | işleyen; faal; etkin; etkili; (tıb.) ameliyata ait; ameliyat edilebilir; ameli; usta işçi | 0 | 7 days ago |
| operator | An operator is a person who operates something. | operator; teknisyen; ticari veya sınai kuruluş sahip veya yöneticisi; telgraf veya telefon memuru; (tıb.) cerrah; operatör; komisyoncu; (argo) beleşçi kimse. | 0 | 8 days ago |
| opinion | An opinion is a personal idea, a person’s thoughts on a topic. | zan; tahmin; fikir; oy; düşünce: (huk.) hâkimin ileri sürdüğü fikir. in my opinion fikrimce; kanaatimce. | 0 | 8 days ago |
| opponent | An opponent is someone who is not in your team in a game, an opposite team. | karşıki; karşı; karşıt; (zıt.); hasım; düşman. | 0 | 7 days ago |
| opportunity | An opportunity is a time, place, or situation in which something can happen, usually something good. | fırsat; uygun zaman; elverişli durum. | 0 | 8 days ago |
| opposite | If A is opposite B, they are facing each other. | karşıki; karşıda olan; zıt; aksi; karşıt; ters; (bot.) karşılıklı; yaprakları karşı karşıya olan | 0 | 8 days ago |
| opposition | Opposition to something, is an action or hope to stop it. | muhalefet; karşıtlık; zıtlık; mücadele; karşı durma; karşı koyma: engel olma; (pol.) muhalif parti; (astr.) birbinden 180 derece uzaklıkta olan iki gökcisminin durumu. oppositionist muhalefetçi | 0 | 7 days ago |
| option | An option is a choice. | seçme; tercih; oy; seçme hakkı veya yetkisi; seçilecek şey; şık; (tic.) seçme | 0 | 8 days ago |
| or | A word used to link two alternative choices. | veya; ya da | 0 | 8 days ago |
| orange | One of the colors people can see. It is lighter than red but darker than yellow. | portakal; (bot.) Citrus sinensis; portakal rengi; portakal cinsinden meyva; portakala ait; portakal rengindeki. orange blossom portakal çiçeği. bitter orange; Seville orange turunç; (bot.) Citrus aurantium. | 0 | 8 days ago |
| orb | An orb is a small sphere. | küre; daire; (şiir) göz | 0 | 7 days ago |
| orbit | An orbit is a circular path achieved by an object that goes around another that is generally bigger. | yörünge; çember; (anat.) göz çukuru; (zool.) kuşların gözleri etrafındaki deri; göz çukuruna ait. | 0 | 7 days ago |
| orchestra | An orchestra is a group of people who play musical instruments together. | (müz.) orkestra; (tiyatro) parter; eski Yunanistan'da sahne önünde koronun dans edip şarkı söylediği yarım daire şeklindeki yer. orchestral orkestra ile ilgili; orkestraya ait. | 0 | 7 days ago |
| order | Order is when things are where they should be. | düzen; tertip; emir; buyruk; sipariş; nişan; takım; derece | 0 | 8 days ago |
| orderly | If something is done in an orderly fashion or manner, it works very well as expected. | düzgün; itaatli; uslu; emre ait; (ask.) emir eri; emir çavuşu; hastane hademesi. orderliness intizam; düzenlilik | 0 | 7 days ago |
| ordinary | If something is ordinary, it is normal and not special. | adi; alışılmış; alelade; bayağı; usule göre; (huk.) doğal; tabii (hak); alışılmış şey | 0 | 8 days ago |
| organ | An organ is a part of an animal or plant with a specific purpose, such as an eye or a heart. | (müz.) org; erganun; (biyol.) örgen; uzuv; haber organı; araç; alet; vasıta. organ grinder latarnacı. organ loft kilisede org galerisi. organ stop org düğmesi. mouth organ ağız mızıkası. party organ parti organı. | 0 | 7 days ago |
Showing 3001–3020 of 4941 words