Manage your vocabulary learning progress
Word Definition Turkish Popularity Added
dine If you dine, then you eat dinner. günün esas yemeğini yemek veya yedirmek; akşam yemeği yemek; ziyafet vermek; yemeğe davet etmek. wine and dine bir kimseye içkili ziyafet vermek. dine out dışarıda yemek yemek. dining car vagon restoran. dining hall yemek salonu. dining room yemek odası. 0 2 months ago
disagree If you disagree, you do not agree. When two people disagree with each other, they have different ideas. They do not believe the same things are true. uyuşmamak; uymamak; uygun düşmemek; muvafık olmamak; anlaşamamak; bozuşmak; münakaşa etmek; tartışmak 0 2 months ago
disappear If something disappears, it becomes impossible to see. gözden kaybolmak; kaybolmak; yok olmak; zail olmak; ortadan kaybolmak. disappearance gözden kaybolma; kaybolma. 0 2 months ago
disappoint If something disappoints somebody, it makes them unhappy because it was not as good as they expected. hayal kırıklığına uğratmak; memnun edememek; canını sıkmak; üzmek; müteessir etmek; ümitlerini boşa çıkarmak. disappointed hayal kırıklığına uğramış; ümidi kırılmış. disap pointedly hayal kırıklığına uğramış olarak. disappointingly hayal kırıklığına uğratacak şekilde; canını sıkarak. 0 2 months ago
discharge To discharge something is to release it or let it go, especially all at once. tahliye etmek; taburcu etmek 0 2 months ago
discount If you discount something, you lower its price. iskonto; tenzilat; fiyat indirimi; kar oranı; fiyat indirimi yapmak; tenzilat yapmak; iskonto etmek; hesaptan düşmek 0 2 months ago
discover To find a new idea that was not known before, or to find a thing that was not known about before. keşfetmek; bulmak; meydana çıkarmak. discoverable keşfi mümkün. discoverer kâşif; keşfeden kimse; bulan kimse. 0 2 months ago
discuss To talk about something. müzakere etmek; görüşmek; münakaşa etmek; tartışmak. discussant bir toplantı veya seminere katılan kimse; konuşmacı. discussible münakaşa edilebilir; müzakeresi mümkün. 0 2 months ago
dislike If a person dislikes someone or something, they do not like someone or something. sevmemek; hoşlanmamak; hazzetmemek; nefret; hoşlanmayış. take a dislike to soğumak. 0 2 months ago
dismiss When you dismiss someone from a company, you fire and end the employment of the person, causing the person to become unemployed. işten çıkarmak; yol vermek; gitmesine müsaade etmek; azletmek; bertaraf etmek; defetmek bırakmak; (huk.) davayı reddetmek. dismiss from mind aklından çıkarmak; düşünmemek. dismissal yol verme 0 2 months ago
dispose If you dispose something, it means that you throw away that thing. niyetlendirmek; dağıtmak; düzenlemek; tanzim etmek; idare etmek; kullanmak; tasarruf etmek; uydurmak 0 2 months ago
disrespect If you disrespect someone or something, you do not give respect to that someone or something. hürmetsizlik; saygısızlık; adam yerine koymayış; kabalık; hürmet etmemek; saymamak. show disre spect for saygısızlıkta bulunmak. disre spectable saygısız. 0 2 months ago
distract If you distract someone, you make them pay attention to something different than what they were paying attention to before. zihni veya ilgiyi başka tarafa çekmek; rahatsız etmek; şaşırtmak; çıldırtmak.distracted şaşırmış; aklı başında olmayan 0 2 months ago
disturb If you disturb someone, you stop them from doing something, often by talking to them or making noise. kanştırmak; altüst etmek; düzenini bozmak; rahatsız etmek; taciz et mek; tedirgin etmek; endişelendirmek; müteessir etmek 0 2 months ago
dive When you dive, you go under the water, usually jumping head first. (d veya dove) suya dalmak; dalmak; batmak; suya atlamak; (hav.) pike yapmak; dalış; pike; batakhane. dive bomber bombardıman uçağı diving dalan 0 2 months ago
divide When you divide a thing you separate it into two or more other things. bölmek; taksim etmek; ikiye ayırmak; kesmek; tevzi etmek; dağıtmak; ara açmak; sınıflandırmak 0 2 months ago
do Do is an auxiliary verb. It is used in questions, negative statements, short answers, and for emphasis when there is no other auxiliary. mı; mi; mu; mü; -me; -ma; gerçekten; hakikaten 0 2 months ago
does The third-person singular form of do. do'nın 3'üncü tekil şahsı. 0 2 months ago
donate To donate something is to give it away for free to benefit someone or something else. hediye etmek; bağışlamak; iane vermek. 0 2 months ago
done The past participle of do. (bak.) do; tamamlanmış; bitmiş; iyi pişmiş (yemek) done brown iyi kızarmış (et ekmek) done for mahvolmuş; bitkin; öIüm döşeğinde. done in çok yorgun; bitkin. 0 2 months ago
Showing 301–320 of 1048 words