| Word | Definition | Turkish | Popularity | Added |
|---|---|---|---|---|
| driving | The present participle of drive. | sürme; sürüş; araba gezintisi; enerjik; canlı; tuttuğunu koparan; şiddetli; sert | 0 | 4 days ago |
| dropping | The present participle of drop. | damlama; düşme; (çoğ.). damlayan şeyler (mum yağ); birikinti; sızıntı; (çoğ.) gübre. | 0 | 4 days ago |
| drown | To drown is an action where someone is struggling in water. | suda boğulmak; suda boğmak; su altında bırakmak; batırmak; bastırmak (keder üzüntü); out ile gürültü ederek bir sesin işitilmesine engel olmak. drowned in sleep ağır uykuya dalmış. drowned in tears iki gözü iki çeşme. | 0 | 4 days ago |
| dump | If you dump something, you get rid of it. | boşaltmak; atmak; (tic.) damping yapmak; fiyatları düşürmek; toptan ucuz fiyata vermek; düşmek; çöp yığını; çöplük | 0 | 4 days ago |
| dwell | If a person dwells somewhere, they live there. | (dwelt veya dwelled dwell ing.) oturmak; ikamet etmek; sakin olmak; hayat sürmek; yaşamakta devam etmek; on (ile) bir konu üzerinde durmak; kalmak; devam etmek. dwell in de ikamet etmek oturmak. | 0 | 4 days ago |
| dying | The present participle of die. | ölüm; ölme; ölen; ölmekte olan dying bed ölüm döşeği.dying confession (veya) declaration ölüm döşeğinde yapılan itiraf; açıklama. dying will ölmek üzereyken ifade edilen arzu; son dilek. | 0 | 4 days ago |
| earn | If you earn something you get it by working or doing something. | kazanmak; edinmek; hak etmek. | 0 | 4 days ago |
| easily | If you do something easily, you have no trouble doing it. | kolaylıkla; kolayca; rahat rahat; bol bol; şüphesiz. | 0 | 4 days ago |
| eat | If you eat something, usually food, you put it in your mouth, chew it, and swallow it. | (ate eaten) yemek; gıda almak; yemek yemek. eat away yavaş yavaş yiyip bitirmek; yiyip durmak. eat one's heart out kendi kendini yemek; çok üzülmek.eat one's words sözünü geri almak. eat out of house and home aşırı derecede yiyerek aile bütçesini altüst etmek. eat up yiyip bitirmek. eatable yenebilir What's eating you? (k.dili.) Nen var? | 0 | 4 days ago |
| eats | The third-person singular form of eat. | (çoğ.); (A.B.D.) (argo) yemek. | 0 | 4 days ago |
| eliminate | If you eliminate something, you make it go away or disappear, or you kill it. | çıkarmak; ihraç etmek; hariç tutmak; atmak; bertaraf etmek. elimina'tion çıkarma. | 0 | 4 days ago |
| embarrass | If you embarrass someone, you make them feel discomfort or shame. | sıkmak; sıkıntı vermek; şaşırtmak; mahcup etmek; utandırmak; engellemek; mâni olmak; (tic.) paraca sıkıntı vermek | 0 | 4 days ago |
| embrace | If you embrace someone, you hold them closely in your arms with love. | sarılmak; kucaklamak | 0 | 4 days ago |
| employ | If you employ someone, you pay them to do a job. | kullanmak; bir hizmet veya işte kullanmak; istihdam etmek; meşgul etmek; iş vermek; görevlendirmek; memur etmek; sarfetmek | 0 | 4 days ago |
| encourage | If you encourage someone, you make them feel that they want to, or can, do something. | cesaret vermek; teşci etmek; teşvik etmek; himaye etmek. encouragement cesaret verme; teşvik etme; himaye etme. | 0 | 4 days ago |
| encouraging | The present participle of encourage. | ümit verici; cesaret verici; teşvik edici. encouragingly cesaret verici bir surette; teşvik ederek. | 0 | 4 days ago |
| end | To put a stop to something. | bitmek; sonlanmak; tükenmek; bitirmek; sonlandırmak; tüketmek | 0 | 4 days ago |
| endure | If you endure something difficult or painful, you experience it for a long time. | dayanmak; tahammül etmek; çekmek; kaldırmak; katlanmak; devam etmek; sürmek. endurable katlanılabilir; dayanılabilir. | 0 | 4 days ago |
| engage | If you engage in an activity, you do it. | işe almak; tutmak; angaje etmek; işgal etmek; yer tutmak; söz almak; vaat ettirmek; dövüşmek | 0 | 4 days ago |
| enjoy | If you enjoy something, it gives you joy, happiness and pleasure. | zevk almak; beğenmek; hoşlanmak; sevmek; kullanabilme yeteneğine sahip olmak. enjoy oneself zevk almak; keyfine bakmak; hoşça vakit geçirmek. enjoyable hoş; tatlı | 0 | 4 days ago |
Showing 321–340 of 1048 words