| Word | Definition | Turkish | Popularity | Added |
|---|---|---|---|---|
| saddle | A saddle is the seat you put on a horse to ride it. | eyer; semer; sele; bisiklette oturacak yer; sırtın alt (kıs.)mındaki et (koyun); (coğr.) bel; boyun; semere benzer şey | 0 | 6 days ago |
| safe | If something is safe, it is not in danger. | emniyette; emin ellerde; selâmette; salim; kurtulmuş; emin; sağlam; emniyetli | 0 | 6 days ago |
| safety | When something is safe or secure | emniyet; güven; asayiş; selâmet; korkusuzluk; emniyeti sağlayan. safety belt emniyet kemeri. safety catch kabza emniyet mandalı. safety glass dağılmaz cam. safety lamp madenci lambası. safety lock emniyet kilidi. safety match kibrit; özel bir yere sürtülmedikçe yanmayan kibrit. safety pin çengelli iğne. safety razor traş makinası. safety valve emniyet valfı; emniyet supapı. | 0 | 6 days ago |
| said | The past tense and past participle of say. | (bak.) say. | 0 | 6 days ago |
| sail | A sail is a large piece of fabric (cloth) to catch wind, used on a boat or a ship. | yelken; yelkene benzer herhangi bir şey; yel değirmeni yelpazesi; yelkenli gemi; (topluluk ismi) yelkenli gemiler; deniz yolculuğu; seyir halinde. | 0 | 6 days ago |
| sailing | The present participle of sail. | gemi ile yolculuk; gemicilik; (den.) kalkış saati. sailing boat yelkenli gemi. sailing orders sefer talimatı. | 0 | 6 days ago |
| sailor | A sailor is a person who works on a ship. | gemici; düz tepeli ve dar kenarlı hasır şapka. a bad sailor deniz tutan kimse. sailorly gemici gibi; gemiciye yakışır. | 0 | 6 days ago |
| sake | If something is for x's sake or for the sake of x, it is to help x or make x happy. | gaye; kast; menfaat | 0 | 6 days ago |
| salad | A salad is a food that is made of uncooked vegetables. It is often served with a dressing or vinegar. | salata. salad days gençlik çağı; acemilik. salad dressing mayonez; salata sosu. | 0 | 6 days ago |
| salary | Your salary is the money you are paid every month for doing your job. | maaş; aylık; ücret; maaşlı; ücretli. | 0 | 6 days ago |
| sale | A sale is the act of selling something. | satış; satım; satma; satılış; talep; revaç; alışveriş; mezat. sales clerk satış memuru | 0 | 6 days ago |
| salesman | A salesman is a man that sells things in a shop or on the go. | satıcı; satış memuru. | 0 | 6 days ago |
| saline | If something is saline it is salty, especially water containing salt. | bir çeşit maden tuzu ile dolu; tuzlu; tuz gibi; tuz hassası olan; (tıb.) birkaç çeşit maden tuzu. | 0 | 6 days ago |
| salmon | A fish, usually with pink or grey skin. | som balığı; (zool.) Salmo salar; buna benzer alabalık; sarımsı pembe renk. salmon trout kırmızı etli alabalık. | 0 | 6 days ago |
| salon | A salon is a place where people go to have their hair styled, cut, or treated. | salon; misafir odası; sergi salonu. | 0 | 6 days ago |
| saloon | A saloon was a place in the American Old West where you could drink and play cards. | (A.B.D.) meyhane; ing. bar; büyük salon; galeri; gemi salonu; lokanta. saloon deck gemi salonunun bulunduğu güverte. saloonkeeper meyhaneci. | 0 | 6 days ago |
| salt | Salt is a strong-tasting white powder used to improve the flavor of food or to preserve it. Salt is made from sodium and chlorine (chemical formula: NaCl). | tuz; sodyum kloruru; maden tuzu; bir asit ile bir bazdan meydana gelen tuz; (çoğ.) mushil tuzu; tuzluk; lezzet; tat | 0 | 6 days ago |
| salute | A salute is a greeting gesture in the army and navy by hold up a right hand to the forehead. | selamlama; selâm verme; selâm; selam çakma; selâm duruşu | 0 | 6 days ago |
| salvage | If something is being salvaged, it is being rescued from a dangerous or difficult situation. | kurtarılan mal; deniz kazasından veya yangından kurtarılan mal; deniz kazasından veya yangından kurtarma ücreti; (sig.)ortalı eşyanın yangından kurtulması veya bunların satışıyle temin edilen gelir; (eşya) kurtarmak. salvageable ka zadan kurtarılabilir. | 0 | 6 days ago |
| salvation | Salvation is the state of being saved from hell or a punishment of sin. | kurtarış; kurtarma; kurtuluş; halâs; necat; (ilah.) mağfiret; gufran; yarlıgama. Salvation Army ing. | 0 | 6 days ago |
Showing 3721–3740 of 4941 words