| Word | Definition | Turkish | Popularity | Added |
|---|---|---|---|---|
| specimen | A specimen is a sample of an animal, plant or mineral that is used for scientific studies. | örnek; numune; model; misal; (k. dili) antika kimse; alışılmamış huyları veya özellikleri olan kimse. | 0 | 2 months ago |
| spectacular | When something is spectacular, it is very amazing and fascinating, making people surprised and excited about it. | görülmeye değer; harikulade; hayret verici manzara. spectacularly harikulade bir şekilde. | 0 | 2 months ago |
| speech | When we have speech, we have the ability to speak. | konuşma yeteneği; söyleme yetisi; natıka; konuşma; söz söyleme; tekellüm; söz; dil | 0 | 2 months ago |
| speed | When you speed, you move or do something very fast. | (-ed veya -sped) hız; sürat; ivinti; çabukluk; çabuk gitme; (eski) uğur; başarı; muvaffakiyet: (argo) amfetamin | 0 | 2 months ago |
| spell | To make up a word. | kodlamak; hecelemek | 0 | 2 months ago |
| spelling | The way letters are used to write a word; the way a word is spelled. | imlâ; yazılış; yazım; heceleme; imlasını söyleme. spelling bee; spelling match imlâ yarışması. spelling book imlâ kılavuzu. spelling reform imlâ reformu. | 0 | 2 months ago |
| spend | When you spend money, you give the money to buy something. | (spent) harcamak; sarfetmek; bol bol vermek; israf etmek; har vurup harman savurmak; kuvvetini azaltmak; geçirmek (zaman) spending money harcanacak para; harçlık. | 0 | 2 months ago |
| spent | The past tense and past participle of spend. | harcanmış; sarfedilmiş; kuvvetten düşmüş; bitap; argın; etkisini kaybetmiş; tesirsiz hale gelmiş. | 0 | 2 months ago |
| sperm | A sperm is a single reproductive cell of a male animal. | döl; sperm | 0 | 2 months ago |
| spicy | A spicy food feels hot in your mouth because of chilies or similar spices. | baharatlı; bahar gibi güzel kokulu; tadı tuzu yerinde olan; çeşnili; hoş; zevkli; açık saçık (hikaye); cazip | 0 | 2 months ago |
| spider | A spider is an arthropod with eight legs that makes webs to catch its food. | örümcek; (leh.) dökme demir tava; (zool.) Libinia. spider monkey örümcek maymunu; (zool.) Ateles. spider web örümcek ağı. water spider su örümceği; (zool.) Argyoneta aquatica. spidery çok ince; örümcek gibi; zarif; örümcekli. | 0 | 2 months ago |
| spill | An act of accidentally hitting a cup of water and the water makes a mess on something. | (ed veya spilt) dökmek saçmak; düşürmek; düşmek; (den.) yelkeni boşaltmak; dökme; düşüş düşme; yuvarlanma (at veya arabadan); dökülen şey | 0 | 2 months ago |
| spin | If you spin something, then you move it around in circles or rotate it. | dolanmak; dönmek; eğirmek; yaldızlamak | 0 | 2 months ago |
| spine | Your spine is the set of bones down the middle of your back. | omurga; belkemiği; belkemiğine benzer şey; diken; kılçık; kitap sırtı. | 0 | 2 months ago |
| spinning | The present participle of spin. | eğirme; bükme; eğiren. spinning frame eğirme tezgâhı. spinning jenny iplik eğirme makinası; çıkrık makinası. spinning wheel çıkrık. | 0 | 2 months ago |
| spirit | A spirit is a being that has no physical body, and cannot usually be seen or touched. | ruh; tin; ispirto | 0 | 2 months ago |
| spirits | The plural form of spirit; more than one (kind of) spirit. | sert içki; ruh; keyif; damıtılmış öz; ispirtolu eriyik. spirits of ammonia nışadırruhu. in high spirits keyfi yerinde. in low spirits keyifsiz. methylated spirits mavi ispirto; metilik alkol. | 0 | 2 months ago |
| spiritual | If something or someone is spiritual, it is of or about God; they are sacred. | ruhsal; ruhanı; manevi; tinsel; bâtıni; Allah tarafından ilham edilmiş; kutsi; ruhani | 0 | 2 months ago |
| spite | Ill will or hatred toward another, accompanied with the disposition to annoy, harass, irritate, or thwart; a desire to harass, injure or vex; petty malice; grudge; rancor. | garez; kin; üzüntü; inadına; hiçe sayarak; kale almayarak. out of spite inadına; kötülüğünden. spite fence hiç bir işe yaramayan; inat için yapılmış duvar. | 0 | 2 months ago |
| splash | If someone splashes something (usually water) on somebody, they pour water on another person. | (üstüne) çamur veya su sıçratmak; etrafa sıçratarak suya dalmak veya çarpmak; sıçratılmış çamur veya su; zifos; leke; su sıçratma sesi; (k. dili) heyecan. make a splash (k. dili) dikkati çekmek; bakışları üzerine toplamak | 0 | 2 months ago |
Showing 4081–4100 of 4941 words