Manage your vocabulary learning progress
Word Definition Turkish Popularity Added
flew The past tense of fly. (bak.) fIy. 0 2 months ago
fling If you fling something somewhere, you throw or push it away strongly, often carelessly or with strong emotion. (flung) atmak; fırlatmak; savurmak: silkinmek: silkmek; binicisini üstünden atmak (at): öteye beriye sallamak; yıkmak; düşürmek; devirmek; çifte atmak: atılmak 0 2 months ago
flip When you flip something, you turn it over, or you move it suddenly. (ped ping) başparmakla havaya fırlatmak (para atarak oynanan kumarda olduğu gibi); fiske vurmak; darılmak; kırılmak; fiske; hafif vuruş; alkollü bir çeşit içki; (k.dili) arsız 0 2 months ago
floating The present participle of float. yüzen; bağlı olmayan; gezici; seyyar; sabit olmayan; üzerinde yer yer yumurtalı köpük olan bir çeşit krema. floating kidney (tıb.) yer değiştiren böbrek. floating light fener dubası; fener gemisi; fenerli şamandıra. floating population gelip geçici ahali 0 2 months ago
flow If something flows, it moves in a smooth and regular way. akmak 0 2 months ago
flown The past participle of fly. (bak.) fly. 0 2 months ago
flush To flush is to have your skin turn red from fever or emotion. sifonu çekmek 0 2 months ago
fly To move through the air without touching the ground gitmek; uçmak; kanatlanmak; kaçmak; seyahat etmek; uçurmak 0 2 months ago
flying The present participle of fly. uçma; uçuş; tayyarecilik; havacılık: uçan; havacılıkla ilgili. flying boat deniz uçağı. flying buttress (mim.) duvar dirseği; payanda; (zool.) Exocoetus. flying fox meyva yiyen bir yarasa. flying fortress uçan kale (uçak) flying machine eski uçak; tayyare. flying saucer uçan daire. flying squirrel uçar sincap. flying start hızlı ve elverişli başlangıç. 0 2 months ago
focus If you focus on something, you pay special attention to it. (çoğ.) cuses; ci); (ed veyased ing veya sing) odak; mihrak: belirli bir noktayı iyi görebilmek için göz veya aleti ayar etme; (mat.) odak noktası; faaliyet merkezi; bir noktaya getirmek; odağı ayar etmek 0 2 months ago
fold If you fold something thin such as paper, you bend it so it touches itself. katlamak; bükmek 0 2 months ago
follow If the first thing occurs after the second, thing the first thing follows a second thing. takip etmek; izlemek; mesleğinde çalışmak; kovalamak; peşini bırakmamak; arkasından yetişmeye çalışmak; uymak; taklit etmek 0 2 months ago
forbid If you forbid someone from doing something, you do not allow them to do it; you disallow it. (bade bidden; bidding) menetmek; yasaklamak; yasak etmek. God forbid! Allah esirgesin! forbidden yasak; yasaklanmış. Forbidden City Tibet deki Lhasa şehri; Pekin'deki eski yasak bölge. forbidden degrees nikâh düşmeyen akrabalık dereceleri. forbidden fruit ahlâkdışı zevk. 0 2 months ago
forfeit If you forfeit a something you have, etc, you lose it because you broke a law or rule. ceza olarak bir şeyin veya hakkın kaybedilmesi; ceza olarak kaybedilmiş; ceza olarak kaybetmek. forfeitable ceza olarak kaybedilebilir. 0 2 months ago
forget When you forget something, you have no memory of it. (got gotten; getting) unutmak; hatırından çıkarmak; hatırlayamamak; ihmal etmek. forget oneself diğerkâmlık etmek; kendini düşünmemek; kendini unutmak; kendinden geçmek 0 2 months ago
forgive When you forgive something, you do not punish the person who did it. (gave given) affetmek; bağışlamak. forgivable affedilebilir. forgiveness af; bağışlama; bağışlanma; mağfiret. forgiving affeden; merhametli. forgivingly affederek; merhametle. forgivingness affetme hasleti; bağışlama. 0 2 months ago
fought The past tense and past participle of fight. (bak.) fight. 0 2 months ago
found The past tense and past participle of find. kurmak; temel atmak 0 2 months ago
freezing The present participle of freeze. donmakta; dondurucu; çok soğuk. freezing point donma noktası. 0 2 months ago
fried The past tense and past participle of fry. yağda pişirilmiş; kızartılmış; (argo) sarhoş. fried eggs sahanda yumurta. 0 2 months ago
Showing 401–420 of 1048 words