| Word | Definition | Turkish | Popularity | Added |
|---|---|---|---|---|
| table | A raised flat surface. | masa; sofra; sofraya oturanların hepsi; düz tepe; özet; hulâsa; tablo; cetvel | 0 | 5 days ago |
| tackle | If you tackle a problem, issue, question, etc., you try to solve it. | palanga; takım; tutma; zapt etme; Amerikan futbolunda belirli yerde oynayan iki oyuncudan her biri; (den.) halat takımı; tutmak; zapt etmek | 0 | 5 days ago |
| tactics | The plural form of tactic; more than one (kind of) tactic. | (ask.) muharebe usulü; tabiye; bir usul dairesinde hareket; manevra. | 0 | 5 days ago |
| tag | A tag is a small label, mostly a price tag. | etiket; elim sende | 0 | 5 days ago |
| tail | A tail is a long, thin part on the back end of an animal. | kuyruk; yazı | 0 | 5 days ago |
| tailor | A tailor is someone who makes suits, trousers, and jackets for individual customers. | terzi | 0 | 5 days ago |
| take | If you take an action, you do it. | almak; tutmak; kabul etmek; götürmek; seçmek; taşımak; tahammül etmek; katlanmak | 0 | 5 days ago |
| taking | The present participle of take. | alma; alış; cazip; sevimli; sari; bulaşıcı. the takings ele geçen para. takingly alıcı tavırla; hoşa gidecek surette. | 0 | 5 days ago |
| tale | A tale is a type of story. | hikaye; masal; dedikodu; yalan; (eski) sayı | 0 | 5 days ago |
| talent | If you have a talent in doing something, you have the skill and ability to do that task. | kabiliyet; yetenek; hüner; Allah vergisi; yetenekli kimseler; eski ibrani veya Yunan altın veya gümüş parası; tarb a talent for music müzik kabiliyeti. talent scout sin yıldız adayı seçen kimse. local talent bir mahallin yerlilerinden olan kabiliyetli kimseler. talented kabiliyetli; hünerli. | 0 | 5 days ago |
| tales | The plural form of tale; more than one (kind of) tale. | (çoğ.) tales) (huk.) yedek jüri üyeleri; yedek jüri üyelerine yazılan celpname. | 0 | 5 days ago |
| talk | to speak; any sound from a person's mouth. | konuşmak; söylemek; lakırdı etmek; laf etmek; müzakere etmek; görüşmek; (A.B.D.); (k. dili) gammazlamak | 0 | 5 days ago |
| talking | The present participle of talk. | konuşan; konuşabilen; konuşkan; konuşma. talking machine (eski) gramofon. talking point üstünde durulacak nokta. | 0 | 5 days ago |
| tall | If something is tall, there is a long distance from the bottom to the top. | uzun boylu; uzun; yüksek; (k. dili) mübalağalı; abartmalı; (k. dili) büyük. tallness uzun boyluluk; yükseklik. | 0 | 5 days ago |
| tame | If something is tame, it is not dangerous. | evcilleştirilmiş; ehlileştirilmiş; alıştırılmış; uysal; munis; yumuşak huylu; zararsız; tatsız | 0 | 5 days ago |
| tank | A tank is a large, strong container for gas or liquid. | sarnıç; su deposu; depo; tank; havuz; golcük; (ask.) tank | 0 | 5 days ago |
| tap | A device that liquids come out of. | musluk | 0 | 5 days ago |
| tape | Tape is a long thin material, often with glue on one side or used for recording. | bant; şerit; kurdele; metre şeridi; tape player amplifikatörü olmayan teyp. tape recorder teyp. tapeline tape measure metre şeridi; mezura; mezür.red tape kırtasiyecilik | 0 | 5 days ago |
| tapping | The present participle of tap. | hafifçe vurma; musluktan alınan şey. | 0 | 5 days ago |
| tar | Tar is a black, thick material used for making roads. | katran | 0 | 5 days ago |
Showing 4321–4340 of 4941 words