| Word | Definition | Turkish | Popularity | Added |
|---|---|---|---|---|
| throughout | In every part or area. | (edat); baştan başa; her yerinde; her hususta; baştan başa. | 0 | 5 days ago |
| throw | When you throw an object, you make it fly through the air using your hands. | (threw thrown) atmak; fırlatmak; ipeği büküp ibrişim yapmak; düşürmek; giyivermek; arkaslna alıvermek; (hayvan) yavrulamak; (zar) atmak | 0 | 5 days ago |
| thrust | If you thrust, you push forcefully or not carefully. | (thrust) itmek; dürtmek; zorla kakarak sürmek; süngülemek; saplamak; lafı kesmek; dürtme; itme | 0 | 5 days ago |
| thug | A thug is a intimidating or violent person, usually referring to a criminal. | katil; şaki; eşkıya; eskiden Hindistan'da adam öldürüp soyarak geçinen bir mezhep. thug'gee eşkıyalık. thug'gery eşkıyalık; adam öldürme. | 0 | 5 days ago |
| thunder | Thunder is the sound made by lightning. | gök gürlemesi | 0 | 5 days ago |
| thus | as a result | böylece; bu suretle; bu veçhile; bunun için; nitekim. thus and so böyle böyle; filan filan. thus far buraya kadar; bu dereceye kadar. thus'ly böylece. | 0 | 5 days ago |
| thy | Thy things are things which belong to you (one person). | (eski) senin. | 0 | 5 days ago |
| ticket | A ticket is a piece of paper that allows you to enter a train, airplane, show, etc. | bilet; etiket; (A.B.D.) bir partinin seçim namzetleri listesi; ehliyet; ehliyet kâğıdı; (eski) tahliye izni. ticket punch bilet zımbası. lottery ticket piyango bileti. pawn ticket rehin makbuzu. return ticket (İng.) gidiş dönüş bileti; (A.B.D.) dönüş bileti. round trip ticket (A.B.D.) gidiş dönüş bileti. season ticket bütün mevsim için geçerli bilet. just the ticket (argo) tam iş; tam adamı. | 0 | 5 days ago |
| ticking | The present participle of tick. | minder veya tente için kullanılan sıkı dokunmuş kumaş. | 0 | 5 days ago |
| tickle | When you tickle someone, you touch them in a way that makes them laugh. | gıcıklamak; gıdıklamak; (k. dili) eğlendirmek; memnun etmek; hafif hafif dokunmak; gıdıklanmak; gıdıklama; gıdıklanma. tickle one' fancy hoşuna gitmek. tickle the palm of rüşvet vermek. tickle grass çayırgüzeli | 0 | 5 days ago |
| tide | The tide is the regular rising and falling of sea levels caused by the moon. | gelgit; met ve cezir; meddücezir; akıntı; zaman; vakit; mevsim; saat | 0 | 5 days ago |
| tidy | If something is tidy, it is clean and everything is in its place. | üstü başı temiz; temiz giyimli; muntazam; düzenli; tertipli; (k. dili) oldukça; epey; sandalye arkasına konan dantela örtü | 0 | 5 days ago |
| tie | If you tie something, you attach it using string or rope. | bağlamak | 0 | 5 days ago |
| tiger | A tiger is a mammal. It comes from Asia. | kaplan; (zool.) Panthera tigris; kana susamış adam; zalim adam. tiger cat kaplan gibi derisi yollu yaban kedisi; tekir kedi. tiger lily siyah benekli portakal rengi zambak; pars zambağı. tiger moth bir çeşit benekli pervane. tigerish kaplan gibi; vahşi yırtıcı. | 0 | 5 days ago |
| tight | If x is tight, it fits closely and strongly to y. | sıkı; gergin; akmaz; sızmaz; su geçmez; dar; sıkışık; (k. dili) eli sıkı | 0 | 5 days ago |
| tighten | If you tighten something, you make it tighter. | sıkıştırmak; sıkışmak; gerginleşmek. tighten one' belt kemeri sıkmak. | 0 | 5 days ago |
| till | In a period of time ending at a time someone says. | (edat); (bağlaç) -e kadar; e gelinceye kadar; zamana kadar. till now şimdiye kadar. till the end of time ebediyen. till then o vakte kadar. till I come. ben gelinceye kadar. | 0 | 5 days ago |
| time | Time is what we measure with a clock. | zaman; vakit; çağ; saat; sögen; kere; defa; kez | 0 | 5 days ago |
| timeline | the order in which events have happened, or a line, picture, etc. that shows this | zaman çizelgesi, kronoloji | 0 | 10 months ago |
| times | The plural form of time; more than one (kind of) time. | (edat) günler; zaman; (edat) kere. | 0 | 5 days ago |
Showing 4441–4460 of 4941 words