Manage your vocabulary learning progress
Word Definition Turkish Popularity Added
itch An itch is when you have an uncomfortable feeling on the skin, then you want to scratch it. kaşınmak; gidişmek; şiddetle arzu etmek; kaşıntı; kaşınma; gidişme; şiddetli arzu; uyuz hastalığı. itching palm aşırı kazanç hevesi. itchiness kaşınma 0 2 months ago
jab To jab means to poke roughly or quickly, especially with something sharp or pointed. dürtmek; itmek; ucu keskin bir şeyle dürtmek; dürtme; saplama. 0 2 months ago
jeopardize If you jeopardize someone or something, you put them in a situation in which there is a danger of loss, harm, or failure. tehlikeye atmak; tehlikeli ve nazik bir durumda bırakmak. 0 2 months ago
join If someone joins two or more things, they bring them together. katılmak (kulüp parti); buluşmak; birleştirmek; birleşmek; bağlanmak; kavuşmak; bağlamak; izdivaçla birleştirmek 0 2 months ago
jump If you jump, you leave the ground completely. zıplamak; sekmek; atlamak 0 2 months ago
just When you just do something, you only did that thing. sadece; yalnızca; az önce; biraz önce; demin; kıl payıyla; ucu ucuna 0 2 months ago
keep When you keep something for someone, you make something safe. tutmak; saklamak; durmak; devam etmek; -ip durmak; bakmak 0 2 months ago
keeping The present participle of keep. tutma; koruma; muhafaza etme; geçim; geçimini temin etme; himaye. in keeping with uygun olarak. 0 2 months ago
kept The past tense and past participle of keep. (bak.) keep. 0 2 months ago
kidnap When you kidnap someone, you take the person away, usually to demand for money as a ransom. . (-ed - ing veya -ped; ping) birini zorla veya hile ile kaçırıp götürmek; fidye almak için insan kaldırmak. 0 2 months ago
kill To kill a person, thing, or an animal means to cause a person, thing, or an animal to die. öldürmek 0 2 months ago
killing The present participle of kill. .öldürme; katil; vurgun (av): (k. dili) vurgun; büyük kazanç; öldürücu; (k. dili) çok güldürücü; katıltıcı; çok 0 2 months ago
kneel If you kneel, you lower your body and put one or two of your knees on the floor. (knelt veya kneeled) diz çökmek; diz üstü oturmak; diz büküp selamlamak. 0 2 months ago
knew The past tense of know. (bak.) know. 0 2 months ago
know When you know something, you have facts or ideas in your mind. bilmek; tanımak; anlamak; yatmış olmak; haberi olmak 0 2 months ago
knowing The present participle of know. bilgisi olan; malumatı olan; çok bilmiş; şeytan; kurnaz; açıkgöz. knowingly bilerek; bile bile; kasten. 0 2 months ago
landed The past tense and past participle of land. arazisi olan; arazi sahibi; araziden ibaret. land property gayri menkul mülk; arazi. 0 2 months ago
laugh Someone laughs when they make a sound with their mouth because they think something is funny. It can sound like "ha ha", "ho ho", "hee hee", etc. gülmek; sevinmek; eğlenmek; gülerek ifade etmek; gülme; gü1üş; hande; kahkaha. laugh at (birine) gülmek. laugh away gülüşle meseleyi kapatmak 0 2 months ago
laughing The present participle of laugh. gülen; güldüren; gülme; gü1üş. laughing gas güldürücü gaz; (tıb.) azot monoksit gazı (anestezi için kullanılır) laughing hyena benekli sırtlan. laughing jackass (bak.) jackass laughing stock gülünecek kişi. no laughing matter şakaya gelmez durum; gülünmeyecek şey. laughingly gülerek. 0 2 months ago
launch If you launch something, you throw it. kızaktan suya indirmek (gemi); roket fırlatmak; başlatmak (yeni iş); mızrak gibi atmak; gemiyi kızaktan suya indirme; roketi fezaya fırlatma; (den.) işkampaviye; harp gemisinin en büyük sandalı. launch forth 0 2 months ago
Showing 521–540 of 1048 words