Manage your vocabulary learning progress
Word Definition Turkish Popularity Added
leave When you leave a place, you go away from it. bırakmak; çıkmak 0 5 days ago
led The past tense and past participle of lead. (bak.) lead led horse yedek at; yedekte götürülen at. 0 5 days ago
lend When you lend something to another person, you let them use it, after which they must return it to you. (lent) ödünç vermek; eğreti olarak vermek; vermek; faizle vermek. lend a hand yardım etmek. lend an ear kulak vermek; dinlemek. lendlease ödünç verme veya kiralama sistemi; bu usule göre vermek. lend itself veya oneself to yardım etmek; uygun gelmek. 0 5 days ago
lick When you lick something, you touch it with your tongue in order to taste or moisten. yalamak; alev gibi yalayıp geçmek; (argo.) dayak atmak; (argo.) üstün gelmek; galebe çalmak; galip gelmek; yenmek; yalama 0 5 days ago
licking The present participle of lick. yalayış; yalama; (k. dili) dayak; biçim verme. 0 5 days ago
lie If you lie down, your head and whole body are at the same level. You lie down when you want to rest or sleep. uzanmak; yatmak 0 5 days ago
lied The past tense and past participle of lie. (çoğ.) lieder) Alman halk şarkısı; çok sanatkârane yazılmış bir tür lirik şarkı parçası. 0 5 days ago
lift Someone lifts something when they use their hands to make the thing go up. kaldırmak; yukarı kaldırmak; yükseltmek; (k. dili) çalmak; aşırmak; iptal etmek; kaldırmaya uğraşmak; yükselmek 0 5 days ago
lighten If you lighten something, you reduce its weight. hafifletmek 0 5 days ago
lighting The present participle of light. aydınlatma; ışıklandırma tertibatı; resim ve fotoğrafta ışığın kullanılışı. 0 5 days ago
lightly If something is placed lightly, it is placed gently. hafifçe; bir dereceye kadar; canlılıkla; ciddiye almadan. 0 5 days ago
like To like someone or something means to find someone or something pleasant, enjoyable, or interesting. hoşlanmak; sevmek; beğenmek; hoşuna gitmek 0 5 days ago
liking The present participle of like. (gen.) for ile sevme; hazzetme; meyil; alâka. 0 5 days ago
limited The past tense and past participle of limit. sınırlı; kısıtlı; az; sayılı; çevrilmiş; parçalı; ekspres (tren); (İng.) sınırlı sorumlu 0 5 days ago
lining The present participle of line. astar; astarlama. 0 5 days ago
links The third-person singular form of link. (çoğ.) golf oyunu sahası. 0 5 days ago
live To be alive; to have life. yaşamak; oturmak 0 5 days ago
living The present participle of live. yaşama; hayat tarzı; geçim; geçinme; " the" ile yaşayanlar. living room bir ailenin oturma odası. good living hali vakti yerinde olma; rahat yaşama. makeone' living hayatını kazanmak; geçinmek. 0 5 days ago
loaded The past tense and past participle of load. dolu; hileli (zar); ( argo )sarhoş; (argo) zengin. loaded question şaşırtıcı soru. loaded statement iki anlamlı söz. 0 5 days ago
loading The present participle of load. yükleme; yük; ağırlaşması veya kalınlaşması için herhangi bir şeye katılan madde; (sig.) masrafları karşılamak için prime eklenen miktar. 0 5 days ago
Showing 541–560 of 1048 words