| Word | Definition | Turkish | Popularity | Added |
|---|---|---|---|---|
| pronounce | To pronounce something is the act of saying a word. | telaffuz etmek; söylemek; beyan etmek; resmen bildirmek; kararı bildirmek; (nutuk) vermek. pronounce able telaffuzu mümkün. pronouncement resmen bildirme; bildiri. | 1 | 2 months ago |
| provided | The past participle of provide. | (bağlaç.); (baz.) ("that" ile) şu şartla ki; şartıyle; eğer. | 1 | 2 months ago |
| quote | To use someone's exact words. | aktarmak; aktarma yolu ile söylemek; birinin sözünü tekrarlamak; (tic.) (fiyat) söylemek; piyasa fiyatını söylelemek; (matb.) tırnak içine almak; (k. dili) aktarılmış söz; tırnak işareti. | 1 | 2 months ago |
| recruit | If you recruit people, you try to get them to come and work or study with you or to join your group. | ordu veya donanma için nefer kaydetmek; acemi asker toplamak; ikmal etmek eksiğini doldurmak; sıhhati iyileşmek; düzelmek. recruitment acemi asker kaydetme. | 1 | 2 months ago |
| reflect | If x reflects y, x shows or matches y, or x is affected by y. | aksetmek; yansımak; ayna gibi hayalini göstermek; netice olarak vermek; düşünmek; tefekkür etmek. reflect on kusurunu göstermek. | 1 | 2 months ago |
| reject | If you reject an idea or belief, you decide that you do not believe it. | kabul etmemek; reddetmek; secip defetmek; bir tarafa atıvermek. rejection reddetme; reddedilme. rejection slip editörden yazara gönderilen "kullanamayız" pusulası. | 1 | 2 months ago |
| reserved | The past tense and past participle of reserve. | başka zaman veya muayyen bir kimse için saklanılmış; çekingen; ağzı slkı; vakur. | 1 | 2 months ago |
| roast | If you roast vegetables or meat, you cook it over a fire or in an oven for a long time. | fırında kızartmak; kebap etmek; (kahve) kavurmak; (k. dili) takılmak; alay etmek; (k. dili) azarlamak; haşlamak; tavlamak | 1 | 2 months ago |
| screaming | The present participle of scream. | haykıran; bağıran; çığlık atan; göze çarpan; frapan (renk); kahkahalarla güldüren. screamingly çok gülünç bir şekilde. | 1 | 2 months ago |
| sell | When you sell something to someone, you give something to someone and the person will give you money for it. | (sold) satmak; satışıyle meşgul olmak; satışım artırmak; (k. dili) beğendirmek; (argo) aldatmak; kazıklamak; satılmak; satışta rağbet görmek | 1 | 2 months ago |
| share | When you share something, you let another person use it. | paylaşmak | 1 | 2 months ago |
| shave | When you shave hair, you remove all of it with a sharp object such as a razor. | (shaved shaven) tıraş etmek; kazımak; sıyırıp geçmek; sürtünür gibi geçmek; rendelemek; tıraş olmak; tıraş; ince dilim | 1 | 2 months ago |
| shipping | The present participle of ship. | gemiler; bir memlekete veya limana ait bütün gemiler; tonaj; gemi ile taşıma; nakletme. shipping bill manifesto. shipping company nakliye şirketi. shipping room işyerinde paketleme ve sevkıyat dairesi. | 1 | 2 months ago |
| shook | The past tense of shake. | fıçı veya sandık yapmak için hazırlanmış malzeme; başak demetleri kümesi; fıçılık tahtaları demet haline getirmek. | 1 | 2 months ago |
| shove | When you shove something, you push something or someone hard. | itmek; dürtmek; sürmek; itiş; dürtüş. shove off gemiden veya kıyıdan itilerek açılmak; (k. dili) gitmek. | 1 | 2 months ago |
| sleep | If you sleep, you rest quietly with eyes shut, usually in bed for many hours at night. | uyumak | 1 | 2 months ago |
| sleeping | The present participle of sleep. | uyku hali; uyuyan; uykudaki; uyku için kullanılan. sleeping bag uyku tulumu. sleeping Beauty Uyuyan Güzel. sleeping car yataklı vagon. sleeping partner ing. işin idaresine karışmayan ortak. sleeping pill uyku hapı. sleeping sickness uyku hastalığı. | 1 | 2 months ago |
| sneaking | The present participle of sneak. | korkak; alçak; cebin; sinsi; gizli ve çekingen; açığa vurulmamış. | 1 | 2 months ago |
| spoil | If something spoils it becomes no good. This is often due to rotting. | mahvetmek; bozmak; üzerine titremek; şımartmak; bozulmak; çürümek | 1 | 2 months ago |
| sporting | The present participle of sport. | spor ile ilgili; oyun kurallarına uyan; sportmen; kumarbaz. sporting chance (k. dili) kazanma ihtimali ağır basan şans. sporting house genelev. | 1 | 2 months ago |
Showing 41–60 of 1048 words