| Word | Definition | Turkish | Popularity | Added |
|---|---|---|---|---|
| sneak | If you sneak, you walk into a place quietly, usually to avoid being noticed by other people of that place. | sürünerek yavaşça ve gizlice savuşmak veya sokulmak; sinsice hareket etmek; korkak ve alçak adam; sinsi kimse; gizlice savuşma veya sokulma. sneak boat avcıların kullandığı dibi düz ufak kayık. sneak off sıvışmak; savuşmak. sneak thief açık pencere veya kapıdan giren hırsız. sneaky sinsi; gizli. | 0 | 4 days ago |
| sneaking | The present participle of sneak. | korkak; alçak; cebin; sinsi; gizli ve çekingen; açığa vurulmamış. | 0 | 4 days ago |
| sneeze | If you sneeze, a feeling in your nose makes you suddenly blow air out of your nose and mouth. | aksırmak; hapşırmak; aksırma. sneeze at hakir görmek; küçümsemek. not to be sneezed at (k. dili) işe yarar; yabana atılmaz. | 0 | 4 days ago |
| sniff | An act of breathing to find out what the smell is. | havayı koklamak; istihza ile burun bükmek; koklamak; kokusunu almak; sezmek; havayı koklama; burun bükme. | 0 | 4 days ago |
| so | Very; extremely. | o kadar; kadar; böyle; şöyle; öyle | 0 | 4 days ago |
| sold | The past tense and past participle of sell. | (bak.) sell. | 0 | 4 days ago |
| solve | If you solve a problem, you fix it or deal with it. | halletmek; çözmek; cevabını bulmak; (huk.) tesviye etmek. solvability çözülebilirlik. solvable hallolunur; çözülür; erir. | 0 | 4 days ago |
| somehow | You use somehow to show that you do not know how something works. | bir yolunu bulup; her nasılsa. somehow or other her nasıl olursa olsun. | 0 | 4 days ago |
| sometimes | Things that happen sometimes only happen at certain times, or on certain occasions, but not every time. | bazen; ara sıra. | 0 | 4 days ago |
| soon | Something that happens soon happens shortly after another time, often shortly after the time of speaking. | hemen; şimdi; derhal; çok geçmeden; çabuk; süratle; kolayca; kolaylıkla | 0 | 4 days ago |
| sooner | The comparative form of soon; more soon. | (A.B.D.); (argo) vaktinden önce davranıp en gözde hazine arsasına ucuza konan kimse. | 0 | 4 days ago |
| sort | To sort is to divide one group of things into smaller groups of things, so that the things in one smaller group are the same as each other in some way. | ayırmak; ayıklamak; sınıflandırmak; birlik olmak. sortable sınıflandırılabilir. | 0 | 4 days ago |
| sought | The past tense and past participle of seek. | (bak.) seek. | 0 | 4 days ago |
| sounding | The present participle of sound. | iskandil etme; derinliğini yoklama; sondaj; (çoğ.) iskandil edilen suyun derinliği. sounding line iskandil ipi veya teli. | 0 | 4 days ago |
| source | If you source something, then you obtain or receive it. | kaynak; menşe; köken; pınar; pınar başı; memba; asıl; sebep | 0 | 4 days ago |
| spank | If you spank someone, you slap the buttocks or anything sensitive part of a body of someone with the bare hand or an object as a punishment. | kıçına şaplak atmak; dövmek; çabuk gitmek; hızla gitmek; şaplak (bilhassa kısa) | 0 | 4 days ago |
| spare | If you spare (somebody) something, you make it available even though you don't have much of it. | bağışlamak | 0 | 4 days ago |
| speak | to talk | (spoke (eski) spake: spoken) konuşmak; söz söylemek; konuşma yapmak; nutuk söylemek; bahsetmek; bahsini etmek; belirtmek; ifade etmek | 0 | 4 days ago |
| speaking | The present participle of speak. | hitabetme kabiliyeti olan; söz söyleyen; konuşacak gibi; canlı; konuşma; söyleme; ezberden nutuk söyleme; hitap. speaking acquaintance uzaktan aşinalık | 0 | 4 days ago |
| speed | When you speed, you move or do something very fast. | (-ed veya -sped) hız; sürat; ivinti; çabukluk; çabuk gitme; (eski) uğur; başarı; muvaffakiyet: (argo) amfetamin | 0 | 4 days ago |
Showing 841–860 of 1048 words