| Word | Definition | Turkish | Popularity | Added |
|---|---|---|---|---|
| whether | Whether is used to report questions and things that are unknown. | (bağlaç) olup olmadığını; olursa | 1 | 4 days ago |
| widow | A widow is a woman whose husband has died. | dul kadın; bazı iskambil oyunlarında kapalı olarak yere konan kağıtlar; (matb.) sayfa veya kolon başında yarım satır | 1 | 4 days ago |
| witch | A woman who does witchcraft (magic) or has magical powers. | sihirbaz kadın; büyücü kadın; cadı; acuze; kocakarı; büyüleyici güzellikte kadın; yaramaz kız; (bot.) Hama melis. virginiana | 1 | 4 days ago |
| wonder | If you wonder about something, you think about it because you want to know more about it. | tansık; harika; mucize; acibe; keramet; şaşkınlık; hayret; şaşmak | 1 | 4 days ago |
| a | A is used when you don't expect your listener to identify which thing you mean. | bir; herhangi bir (ünsüzle başlayan kelimelerden önce kullanılır; (bak.) an); her bir; de; ne: twice a year senede iki defa; two lira a dozen düzinesine iki lira. | 0 | 4 days ago |
| abandon | If you abandon something, you go away from it with no plan to return. | tamamıyle bırakmak; terketmek; başından atmak; kendini tamamıyla vermek; kendini kaptırmak. | 0 | 4 days ago |
| abandoned | The past tense and past participle of abandon. | metruk; terk edilmiş; hayâsız; ahlâksız. | 0 | 4 days ago |
| abdomen | The abdomen is the front part of the lower torso containing many internal organs. | () karın; batın; (biyol.) haşarat gövdesinin art kısmı abdom'inal karna ait abdominal cavity (anat.) karın boşluğu. | 0 | 4 days ago |
| abduction | Abduction is the act of taking someone away by force. | (çocuk) kaçırma; kız kaçırma abductor kaçıran kimse; dışarı çeken kas. | 0 | 4 days ago |
| able | If someone is able to do something, they can do it. | güçlü; muktedir; kadir; istidadı olan; hünerli; becerikli; yetkili able-bodied vücudu sağlam olan güçlü able-bodied seaman gemici tayfa. | 0 | 4 days ago |
| abnormal | An abnormal thing, or situation, is one that is strange, or not typical. | anormal; usule veya âdete uygun olmayan; tabii olmayan abnormal'ity anormallik; usule veya âdete uygunsuzluk; bu halde olan kimse veya şey. | 0 | 4 days ago |
| aboard | on or onto a boat, airplane, train, etc. | (edat) gemi; tren vb'nin içine veya içinde; (den.) yan yana. | 0 | 4 days ago |
| abortion | If a woman has an abortion, her pregnancy is ended deliberately. | çocuk düşürme; düşük; olgunlaşmadan kurumuş çiçek; meyve veya ekin; tam başarısızlık. | 0 | 4 days ago |
| about | You use about to say what subject something is related to. | etrafında; çevresinde; çepeçevre; tarafta; hakkında | 0 | 4 days ago |
| abroad | If somebody goes abroad, they leave their home country and go to another country. | ortalıkta; halk arasında; dışarıda; dış memleketlerde; hariçte; şurada burada; her tarafta; memleket dışına. | 0 | 4 days ago |
| absence | Absence is when something is not there. | gaybubet; yokluk; (huk.) gaip oluş; gıyap; dalgınlık. | 0 | 4 days ago |
| absolute | An absolute is something that will always exist. | kâmil; tam; halis; sade; saf; mutlak; sonsuz; nihayetsiz | 0 | 4 days ago |
| absurd | Something absurd is ridiculous and stupid. | anlamsız; manasız; akılsızca; gülünç; birbirine karşıt düştüğü için yanlış; imkansız; olmayacak absurdity anlamsızlık; manasızlık | 0 | 4 days ago |
| abuse | Abuse is touching or acting towards someone in a way that will likely hurt them. | istismar; suistimal; taciz | 0 | 4 days ago |
| academic | An academic topic, lecture, idea, etc., is one that is connected to education. | eğitimle ilgili; ilmi; soyut; mücerret; pratiğe dayanmayan. | 0 | 4 days ago |
Showing 121–140 of 4941 words