| Word | Definition | Turkish | Popularity | Added |
|---|---|---|---|---|
| dinosaur | Dinosaurs are reptiles that were extinct (all died) millions of years ago. | mezozoik çağda yaşamış olan ve bu gün yalnız fosilleri bulunan çok büyük bir cins sürüngen; dinosor. | 0 | 2 months ago |
| dip | A dip is a lower section of a road or geological feature. | dalma; batma; meyil; inhitat; çukur; daldırma mum; içine herhangi bir şey daldırılacak sıvı; banyo | 0 | 2 months ago |
| diplomatic | If someone is diplomatic, they act and speak with care about how other people will feel. | diplomatik; milletlerarası siyasete ait; başkaları ile ilişkide ince; usta; siyasi; diplomasi ilmine ait. diplomatic affairs diplomatik işler. diplomatic agent elçi veya maslahatgüzar. diplomatic immunity diplomatik dokunulmazlık. diplomatic service Dışişleri memurluğu; hariciyecilik. diplomatically diplomatça; kurnazlıkla | 0 | 2 months ago |
| direct | If something is direct, it is straight and as short as possible with nothing extra in between. | doğrudan doğruya | 0 | 2 months ago |
| direction | A direction is a way to move or point. | yön; meyil; cihet; istikamet; taraf; idare; nezaret; emir | 0 | 2 months ago |
| director | A director is a person who is in charge of something. | direktör; müdür; idareci; müdürler kurulu üyesi; herhangi bir şeyi idare eden şef. directorate müdüriyet; müdürler kurulu; müdürlük. director'ial idareye ait. | 0 | 2 months ago |
| dirt | Dirt is what the ground (land) is made of. | kir; pislik; çamur; toz; leke; alçaklık; namussuzluk; değersizlik | 0 | 2 months ago |
| dirty | If something is dirty, it has dirt on it, or it is not clean. | kirli; pis; murdar; bulanık; iğrenç; çirkin; alçak; sisli | 0 | 2 months ago |
| disagree | If you disagree, you do not agree. When two people disagree with each other, they have different ideas. They do not believe the same things are true. | uyuşmamak; uymamak; uygun düşmemek; muvafık olmamak; anlaşamamak; bozuşmak; münakaşa etmek; tartışmak | 0 | 2 months ago |
| disappear | If something disappears, it becomes impossible to see. | gözden kaybolmak; kaybolmak; yok olmak; zail olmak; ortadan kaybolmak. disappearance gözden kaybolma; kaybolma. | 0 | 2 months ago |
| disappoint | If something disappoints somebody, it makes them unhappy because it was not as good as they expected. | hayal kırıklığına uğratmak; memnun edememek; canını sıkmak; üzmek; müteessir etmek; ümitlerini boşa çıkarmak. disappointed hayal kırıklığına uğramış; ümidi kırılmış. disap pointedly hayal kırıklığına uğramış olarak. disappointingly hayal kırıklığına uğratacak şekilde; canını sıkarak. | 0 | 2 months ago |
| disaster | A disaster is a serious problem. | felaket; belâ; musibet; talihsizlik; büyük kaza. disastrous felâket getiren; feci. disastrously feci halde. | 0 | 2 months ago |
| discharge | To discharge something is to release it or let it go, especially all at once. | tahliye etmek; taburcu etmek | 0 | 2 months ago |
| discipline | A disciplined attitude is a controlled behaviour; self-control. | disiplin; inzibat; terbiye; idare; talim; itaat; boyun eğme; cezalandırma | 0 | 2 months ago |
| discount | If you discount something, you lower its price. | iskonto; tenzilat; fiyat indirimi; kar oranı; fiyat indirimi yapmak; tenzilat yapmak; iskonto etmek; hesaptan düşmek | 0 | 2 months ago |
| discover | To find a new idea that was not known before, or to find a thing that was not known about before. | keşfetmek; bulmak; meydana çıkarmak. discoverable keşfi mümkün. discoverer kâşif; keşfeden kimse; bulan kimse. | 0 | 2 months ago |
| discovery | A thing or an idea that was found | keşif; ilk buluş; ilk görüş; meydana çıkarma; izhar; bildirme; tanıtma; keşfedilen şey | 0 | 2 months ago |
| discretion | Discretion is the ability and power to decide. | kibarlık; naziklik; şahsi karar verebilme yetkisi; takdir edebilme hakkı; dikkat; tefrik; ayırma. Discretion is the better part of valor. Basiret cesaretten sayılır. at your discretion istediğiniz zamanda. surrender at discretion kayıtsız şartsız teslim. years of discretion aklın hâkim olduğu yaşlar. discretional; discretionary ihtiyari | 0 | 2 months ago |
| discuss | To talk about something. | müzakere etmek; görüşmek; münakaşa etmek; tartışmak. discussant bir toplantı veya seminere katılan kimse; konuşmacı. discussible münakaşa edilebilir; müzakeresi mümkün. | 0 | 2 months ago |
| discussion | A discussion happens when two or more people share ideas about something, usually by talking. | müzakere; görüşme; münakaşa; sözlü veya yazılı tartışma. | 0 | 2 months ago |
Showing 1461–1480 of 4941 words