| Word | Definition | Turkish | Popularity | Added |
|---|---|---|---|---|
| joint | A place where two things meet but are still able to move. | eklem; mafsal; dal | 0 | 2 months ago |
| joke | If you tell a joke, you say something to make people laugh. | şaka; latife; nükte; şaka mevzuu | 0 | 2 months ago |
| joker | A joker is a special card that has a picture of a joker (or jester) and can take any value in certain card games. | şakacı kimse; bazı (iskambil) oyunlarında en büyük koz olarak kullanılan soytarı resimli kağıt; coker; (A.B.D.) bir kanun tasarısına veya bir kontrata gizlice eklenen ve manasını değiştiren madde; sonradan meydana gelecek engel; (argo) beceriksiz kimse. | 0 | 2 months ago |
| journal | A journal is a record of what is happening, usually written regularly (e.g., daily, weekly, monthly, etc.), often scientific. | günlük; muhtıra; (den.) seyir jurnalı; yevmiye defteri; gazete; mecmua; parlamentonun her günkü çalışmasının yazıldığı defter; meclis zabıt defteri | 0 | 2 months ago |
| journalism | Journalism is the activity or profession of being a journalist. | gazetecilik; gazete yazarlığı; gazete ve mecmua yayını; basın. | 0 | 2 months ago |
| journalist | A journalist is a person who writes and reports the news. | gazeteci. | 0 | 2 months ago |
| joy | Joy is a feeling of great happiness and pleasure. | sevinç; keyif; haz; memnuniyet; neşe. joy ride (özellikle) otomobil ile yapılan gezinti; çalınmış araba ile gezme; kaçarcasına hızlı sürüş. joy stick uçakta manevra kolu. | 0 | 2 months ago |
| juice | Juice is the liquid that you get when you squeeze a fruit or vegetable. | özsu; usare; sebze; meyva veya et suyu; (çoğ.) insan vucudunun sıvı kısımları; öz; (A.B.D.); (argo) cereyan | 0 | 2 months ago |
| juicy | If something is juicy, it is full of juice. | özlü; sulu; meraklı; cazip; ağız sulandırıcı. juiciness özlülük; sululuk. | 0 | 2 months ago |
| jumbo | A jumbo is something that is very big. | çok büyük; iri; azman; çok iri yapılı kimse veya şey. jumbo jet beş yüz insan taşıyabilen jet. | 0 | 2 months ago |
| jump | If you jump, you leave the ground completely. | zıplamak; sekmek; atlamak | 0 | 2 months ago |
| jumpy | If you are jumpy you are very nervous or anxious. That is you may feel like jumping in fear if surprised, because you are a little afraid already. | sinirli; sıçramaya hazır; diken üstünde. | 0 | 2 months ago |
| jungle | A jungle is an area covered in trees. | çok sık ağaçlı ve yüksek otlu vahşi orman; çengel; çok sık ve karışık yeşillik. jungle cat bir yaban kedisi; (zool.) Felis chaus. jungle fever batı Hindistan ormanlarına özgü çok şiddetli sıtma. jungle fowl Hint kuşu; yaban tavuğu. | 0 | 2 months ago |
| junk | Junk is things that nobody wants or needs. | Çin sularında kullanılan bir çeşit yelkenli gemi. | 0 | 2 months ago |
| junkie | A junkie is a drug addict. | (argo) ilaç veya eroin tiryakisi olan kimse. | 0 | 2 months ago |
| jurisdiction | Jurisdiction is the power or right to exercise authority. | (huk.) yargılama hakkı; hâkimin yargılama dairesi; salahiyet; yetki; hükümet; hükümetin nüfuz dairesi. jurisdictional hükümet nüfuzuna veya nüfuz dairesine ait; işçi sendikalarının yetki alanına ait. jurisdictional dispute sendikalar arasında çıkan anlaşmazlık; hukuki yetkili daire hakkında anlaşmazlık | 0 | 2 months ago |
| jury | A jury is a group of people who decide a court case's result. | jüri | 0 | 2 months ago |
| just | When you just do something, you only did that thing. | sadece; yalnızca; az önce; biraz önce; demin; kıl payıyla; ucu ucuna | 0 | 2 months ago |
| justice | You need justice when you have been treated unfairly, cheated, hurt, or denied your basic rights by others. | adalet; hak; hakkaniyet; doğruluk | 0 | 2 months ago |
| juvenile | If a person is juvenile, they are childish and immature. | genç; olgunlaşmamış; gençliğe özgü; gençliğe yaraşır; genç kimse; çocuk; genç rolündeki oyuncu. juvenile court çocuk mahkemesi. juvenile delinquency çocugun suç işlemesi. juvenile delinquent suçlu çocuk. | 0 | 2 months ago |
Showing 2461–2480 of 4941 words