| Word | Definition | Turkish | Popularity | Added |
|---|---|---|---|---|
| fabulous | When something is fabulous, it is very good, outstanding and wonderful. | inanılmaz; müthiş; mükemmel; fevkalade; uydurma; hayal mahsulü; efsanevi; abartılmış | 0 | 2 months ago |
| facial | Something is facial if it has to do with the human face. | yüze ait; veçhi; yüz masajı. facial angle yüz açısı. | 0 | 2 months ago |
| fair | Something is fair when it seems right or is done for a good purpose. | güzel; masum; kusursuz; açık; beyaz tenli; âdil; âdilâne; doğru | 0 | 2 months ago |
| faithful | If someone or something is faithful, they are loyal to a person or cause. | mümin; iman sahibi; sadık; vefakâr; doğru; güvenilir; itimada şayan. faithful to his word sözüne sadık. the faithful müminler; bir dine iman etmiş olanların tümü. faithfully sadakatle | 0 | 2 months ago |
| fake | Something which is fake is not real, false, or fraudulent. | sahte; yapma; uydurma; şarlatan; sahte şey; taklit.faker sahtekâr; dolandırıcı; yalancı | 0 | 2 months ago |
| familiar | If something is familiar, you already know it or about it. | aşina; bilen; malûmatı olan; haberdar olan; tanınan; bilinen; teklifsiz; mahrem | 0 | 2 months ago |
| famous | If someone or something is famous, then many people know about them. | ünlü; meşhur; tanınmış; maruf; belli: (eski); (h. dili) iyi. famously meşhur olarak; (h. dili) mükemmel. | 0 | 2 months ago |
| fantastic | Existing in or constructed from fantasy; of or relating to fantasy; fanciful. | garip; tuhaf; acayip; mantıksız; hayali; gerçekten uzak; kaprisli; hayalperest | 0 | 2 months ago |
| fast | When you are fast, you can move a in very short time. | berk; sabit; sıkı fıkı; hızlı | 0 | 2 months ago |
| fat | If a person or animal is fat, it is big and heavy because it has too much fat. | (ter test) şişman; (slang) şişko; semiz; yağlı; bol ve iyi; bereketli; kârlı; dolgun | 0 | 2 months ago |
| fatal | If something is fatal, it can kill a person or thing. | öldürücü; mahvedici; yok edici; talihsizlik getiren; kadere bağlı; mukadder; önüne geçilemeyen. fatally öldürücü bir surette; ölecek derecede | 0 | 2 months ago |
| favorite | My favorite brand is the brand I like most. | çok sevilen kimse veya şey; sevgili; gözde; (spor) kazanması beklenen yarışçı; çok sevilen. favoriteson (pol.) kendi seçim bölgesince başkanlığa aday gösterilen kimse. a favorite with tarafından sevilen; tercih edilen. favoritism taraf tutma; adam kayırma. | 0 | 2 months ago |
| federal | The federal government is the main country-wide government in a country where there are also state or provincial governments. | federasyon şeklinde; bir federasyona ait; birleşik devletlere ait. Federal (A.B.D) merkez hükümetine ait veya sadık; Amerikan iç Savaşında birleşme taraftarlarına ait. Federal Bureau of Investigation (ABD) ulusal polis örgütü; (FBI) Federal Reserve (A.B.D) merkezi bankacılık sistemi. Federal Trade Commission (A.B.D) ticari hayatı düzenleyen devlet dairesi. | 0 | 2 months ago |
| female | If a person, animal or plant is female it is of the sex that can have babies or produce eggs or seeds. Girls and women are female people. | dişi (dişil.) kadın cinsine mahsus; (bot.) dişi; (mak.) dişi; kadın; dişi hayvan veya bitki. | 0 | 2 months ago |
| feminine | If something is feminine it is like something a girl or woman would do. | kadın gibi; kadınımsı; kadına yakışır. kadına mahsus: (gram) (dişil) feminine rhyme (şiir) son hecesi vurgusuz olan iki heceli kafiye. feminin'ity kadmllk; kadınlık özelliği. | 0 | 2 months ago |
| fierce | If something or someone is fierce, then they are violent or aggressive. | şiddetli; hiddetli; sert; vahşi; öfkeli: hararetli; şevkli; ateşli; (argo) çok berbat. fiercely şiddetle | 0 | 2 months ago |
| fifth | The fifth thing is something that is number five (5) in order. | beşinci; beşte bir; (muz) bir notadan beş derece tiz veya pes olan enterval. a fifth (A.B.D) (içki ölçüsü) galonun beşte biri; 84 santilitre. Fifth Amendment (A.B.D) anayasasında bir kimsenin kendi suçları hakkında şahitlik etmeme hakkı. Fifth Avenue New York'ta büyük mağazaların bulunduğu cadde. fifth column beşinci kol. fifth wheel gereksiz şey veya kimse. | 0 | 2 months ago |
| final | The final thing is the last one. | son; nihai; kati; kesin; sonuncu; (matb.) son baskı; (çoğ.); (spor) kesin sonuç veren oyun | 0 | 2 months ago |
| flatter | The comparative form of flat; more flat. | (slang) yağcı. flatteringly methederek; göklere çıkararak. flattery dalkavukluk; methiye. | 0 | 2 months ago |
| fond | To be fond of someone or something means to like someone or something very much. | deli; meraklı; düşkün. fond of seven; âşık. fondly şefkatle; sevgiyle; muhabbetle. fondness sevgi; merak; iptilâ | 0 | 2 months ago |
Showing 241–260 of 773 words