| Word | Definition | Turkish | Popularity | Added |
|---|---|---|---|---|
| fantastic | Existing in or constructed from fantasy; of or relating to fantasy; fanciful. | garip; tuhaf; acayip; mantıksız; hayali; gerçekten uzak; kaprisli; hayalperest | 0 | 4 days ago |
| fast | When you are fast, you can move a in very short time. | berk; sabit; sıkı fıkı; hızlı | 0 | 4 days ago |
| fat | If a person or animal is fat, it is big and heavy because it has too much fat. | (ter test) şişman; (slang) şişko; semiz; yağlı; bol ve iyi; bereketli; kârlı; dolgun | 0 | 4 days ago |
| fatal | If something is fatal, it can kill a person or thing. | öldürücü; mahvedici; yok edici; talihsizlik getiren; kadere bağlı; mukadder; önüne geçilemeyen. fatally öldürücü bir surette; ölecek derecede | 0 | 4 days ago |
| favorite | My favorite brand is the brand I like most. | çok sevilen kimse veya şey; sevgili; gözde; (spor) kazanması beklenen yarışçı; çok sevilen. favoriteson (pol.) kendi seçim bölgesince başkanlığa aday gösterilen kimse. a favorite with tarafından sevilen; tercih edilen. favoritism taraf tutma; adam kayırma. | 0 | 4 days ago |
| federal | The federal government is the main country-wide government in a country where there are also state or provincial governments. | federasyon şeklinde; bir federasyona ait; birleşik devletlere ait. Federal (A.B.D) merkez hükümetine ait veya sadık; Amerikan iç Savaşında birleşme taraftarlarına ait. Federal Bureau of Investigation (ABD) ulusal polis örgütü; (FBI) Federal Reserve (A.B.D) merkezi bankacılık sistemi. Federal Trade Commission (A.B.D) ticari hayatı düzenleyen devlet dairesi. | 0 | 4 days ago |
| female | If a person, animal or plant is female it is of the sex that can have babies or produce eggs or seeds. Girls and women are female people. | dişi (dişil.) kadın cinsine mahsus; (bot.) dişi; (mak.) dişi; kadın; dişi hayvan veya bitki. | 0 | 4 days ago |
| feminine | If something is feminine it is like something a girl or woman would do. | kadın gibi; kadınımsı; kadına yakışır. kadına mahsus: (gram) (dişil) feminine rhyme (şiir) son hecesi vurgusuz olan iki heceli kafiye. feminin'ity kadmllk; kadınlık özelliği. | 0 | 4 days ago |
| fierce | If something or someone is fierce, then they are violent or aggressive. | şiddetli; hiddetli; sert; vahşi; öfkeli: hararetli; şevkli; ateşli; (argo) çok berbat. fiercely şiddetle | 0 | 4 days ago |
| fifth | The fifth thing is something that is number five (5) in order. | beşinci; beşte bir; (muz) bir notadan beş derece tiz veya pes olan enterval. a fifth (A.B.D) (içki ölçüsü) galonun beşte biri; 84 santilitre. Fifth Amendment (A.B.D) anayasasında bir kimsenin kendi suçları hakkında şahitlik etmeme hakkı. Fifth Avenue New York'ta büyük mağazaların bulunduğu cadde. fifth column beşinci kol. fifth wheel gereksiz şey veya kimse. | 0 | 4 days ago |
| final | The final thing is the last one. | son; nihai; kati; kesin; sonuncu; (matb.) son baskı; (çoğ.); (spor) kesin sonuç veren oyun | 0 | 4 days ago |
| flatter | The comparative form of flat; more flat. | (slang) yağcı. flatteringly methederek; göklere çıkararak. flattery dalkavukluk; methiye. | 0 | 4 days ago |
| fond | To be fond of someone or something means to like someone or something very much. | deli; meraklı; düşkün. fond of seven; âşık. fondly şefkatle; sevgiyle; muhabbetle. fondness sevgi; merak; iptilâ | 0 | 4 days ago |
| foolish | Unwise. A person who is foolish does not have good sense or judgement. They do things without thinking carefully; they do things that are bad ideas. | akılsız mantıksız; saçma; budalaca. foolishly akılslzca; budalaca; enayice. foolishness enayilik; akılsızlık; boş laf. | 0 | 4 days ago |
| foreign | Foreign means something that comes from a different place or country. Foreign people are known as foreigners. | yabancı; ecnebi; harici; dış; ilgisi olmayan. foreign accent yabancı aksanı. foreign affairs dışışleri. foreign-born ikamet ettiği memleketten başka bir memlekette doğmuş. foreign exchange döviz; döviz alım satımı. foreign minister dış işleri bakanı. foreign office dışişleri bakanlığı. foreign to one' nature kendi tabiatına aykırı. foreign trade dış ticaret. foreigner yabancı; ecnebi. foreignness ecnebilik; yabancılık | 0 | 4 days ago |
| formal | If something is formal, it is official and/or public. | resmi; usule uygun; biçimsel; şekli; tuvalet; gece elbisesi. formal analogy (man) biçimsel karşılaştırma. formal call resmi ziyaret. formal garden geometrik şekillere göre düzenlenmiş şişek bahçesi. formal logic (man) yapısal mantık; genel mantık. formally resmi olarak; usulen | 0 | 4 days ago |
| fortunate | If you are fortunate good things have happened to you, or you have good things. | talihli; bahtiyar; mesut. fortunately iyi ki çok şükür; Allahtan; bereket versin | 0 | 4 days ago |
| fourth | The fourth thing is something that is number four (4) in order. | dördüncü; dörtte bir; (müz.) do ile fa arasındaki aralık. fourthly dördüncü olarak. fourth class mail (A.B.D) ucuz tarife ile gonderilen eşya postası. fourth dimension varsayılan dördüncü boyut. fourth estate gazetecilik; basın. the Fourth (A.B.D) Bağımsızlık Bayramı. | 0 | 4 days ago |
| fragile | If something is fragile then it is delicate and it will break easily. | kolay kırılır; kırılabilir; nazik; narin; ince. fragil'ity kolay kırılma; narinlik. | 0 | 4 days ago |
| free | If something is free, it does not cost money to buy. | özgür; serbest; engellenmemiş; boş; zorunsuz; gevşek | 0 | 4 days ago |
Showing 241–260 of 773 words