| Word | Definition | Turkish | Popularity | Added |
|---|---|---|---|---|
| slice | A slice is a piece of something that has been sliced. | dilim; balıkçılık ve matbaacılıkta kullanılan bir çeşit enli bıçak; golfta topa meyilli vuruşla topun gidişine kıvrıntılı yön verme; gemi tahtalarını yerlerinden çıkarmaya mahsus alet. | 0 | 6 days ago |
| slide | If something slides, it moves smoothly and easily, usually over a surface. | kaydırmak; kaymak | 0 | 6 days ago |
| slight | A slight increase, difference, etc. is a small change. | önemsiz; cüzi; ince; zayıf; aklı veya ahlâkı zayıf olan. slight'ly az slight'ness önemsizlik. | 0 | 6 days ago |
| slime | Slime is a moist soft, sticky substance. | yapışkan ve nemli herhangi bir madde; balçık; salgı; salyangoz sümüğü | 0 | 6 days ago |
| slimy | If something is slimy, it looks or is related to slime. | yapışkan; nemli bir maddeyle kaplanmış; sümüksü; pis. sliminess yapışkanlık; kayganlık. | 0 | 6 days ago |
| slip | When something slides, or moves a small distance while touching what it's on, we say it slips. | daldırılmak için koparılan dal; ince ve uzunca kâğıt parçası; çok zayıf ve uzun boylu çocuk; daldırmak için dal koparmak. | 0 | 6 days ago |
| slippery | Tending or liable to cause slipping or sliding. | kaypak; kaygan; kayağan; hilekâr; güvenilmez; ele geçmez; Yakalanmaz. slipperily kaygan olarak; güvenilmez şekilde. slipperiness kayganlık | 0 | 6 days ago |
| slit | A slit is a narrow cut or opening. | düz ve uzun yarık; dar ve uzun delik; yarık; ince ve dar; (kıs.)ık (göz) | 0 | 6 days ago |
| slope | A slope is one side of a hill. | meyilli yüzey veya hat; bayır yokuş | 0 | 6 days ago |
| sloppy | If something is sloppy, very wet and contains too much liquid. | zifoslu; çamurlu; sulu; kirli su ile lekelenmiş veya ıslatılmış; şapşal; çapaçul; dökük saçık; dikkatsiz | 0 | 6 days ago |
| slot | A small space usually used to insert coins through. | geyik izi. | 0 | 6 days ago |
| slow | Something is slow if it takes a long time to move. It is not fast. | yavaş; ağır; bati; ağır yürür; yavaş gider; geri kalmış; güç anlayan; can sıkıcı | 0 | 6 days ago |
| slug | A slug is a small slow-moving creature that has a long soft body and no legs | sümüklü böcek | 0 | 6 days ago |
| slut | A woman who loves sex. | pasaklı ve pis kadın; sürtük kadın; dişi köpek. sluttish pasaklı. sluttishly sürtük bir halde. sluttishness sürtüklük. | 0 | 6 days ago |
| smack | An act of slapping someone hard. | şapırtı; tokat; şamar; tokat sesi; sesli şamar; şapırtı ile öpmek veya tatmak; tokat atmak. | 0 | 6 days ago |
| small | A small person or thing is not big. It doesn't have much size. | ufak; ufacık; küçük; mini mini; önemsiz; ahlakça zayıf olan; alçak; soysuz | 0 | 6 days ago |
| smart | Someone who is smart shows intelligence. | becerikli; zeki; akıllı | 0 | 6 days ago |
| smash | If you smash something, you break it into many small parts. | ezmek; parça parça etmek; kırıp parçalamak; mahvetmek; teniste yukarıdan topu şiddetle vurmak; smaş yapmak; parça parça olmak; ezilmek | 0 | 6 days ago |
| smashing | The present participle of smash. | (k. dili) çok güzel; cazip. | 0 | 6 days ago |
| smell | If you smell something, you use the nose to sense it. | (-ed veya smelt) koklamak; kokusunu almak; sezmek; kokmak; fena kokmak; koku saçmak; koklama; koku | 0 | 6 days ago |
Showing 3981–4000 of 4941 words