Manage your vocabulary learning progress
Word Definition Turkish Popularity Added
fishing The present participle of fish. balık avlama; balık avı; balıkçılık; ağız arama. fishing boat balıkçı kayığı veya gemisi. fishing rod olta kamışı. fishjng tackle veya gear balık takımı; baIıkçı takımı. 0 2 months ago
fishy Fishy is a word that is used by children to describe a fish. balıktan ibaret; balık gibi; içinde balık tadı veya kokusu olan; balığı çok; (k.dili.) şüpheli; inanılmaz. fishy eye donuk göz; şüpheci göz. fishiness balık vasfı olma; içinde balık tadı veya kokusu bulunma 0 2 months ago
fist A hand that is held tightly, often to hit. yumruk; muşta; (h) dili el; el yazısı; (matb.) işaret parmağı 0 2 months ago
fit When you fit something, you match a thing for size, shape or other qualities. uymak; uydurmak 0 2 months ago
fitting The present participle of fit. (gen.) (çoğ.) prova; tertibat; teçhizat; takım; uygun; münasip; yerinde. 0 2 months ago
five ordinal fifth) The number 5. beş; beş rakamı; beş sayısı (5 V); (iskambil) beşli; (spor) beş kişilik takım. five and ten; five and dime tuhafiye mağazası. fivefingers beşparmakotu; beş misli. fiver beş dolarlık kâğıt para. fivespot (argo) beş dolar. Five Year Plan Beş Senelik Plan. 0 2 months ago
fix When a person fixes something, they repair it. yerleştirmek; oturtmak; sabitleştirmek; kararlaştırmak; (A.B.D) düzene sokmak; (A.B.D); (k.dili) tamir etmek; (A.B.D) (yemek) hazırlamak 0 2 months ago
fixed The past tense and past participle of fix. durağan; kımıldamaz; bağlı; sabit; solmaz (renk); (A.B.D); (k.dili.) önceden ayarlanmış. well fixed (argo) paralı. fixed assets sabit değerler. fixed charges sabit masraflar. fixed focus (foto.) sabit mihrak. fixed idea sabit fikir; idefiks. fixed liability uzun vadeli borç. fixed oil (kim) uçmaz yağ. fixed star durağan yıldız 0 2 months ago
flag A flag is a piece of cloth, usually marked with a colourful symbol or sign. bayrak; sancak; liva 0 2 months ago
flame The part you can see in fire. alev; yalın; ateş kırmızısı 0 2 months ago
flank If an attacking group flanks someone, it comes from both sides. böğür; yan taraf; (ask.); (den.) cenah; kanat; tabya koltuğu; cenahını muhafaza veya takviye etmek; cenaha hücum etmek 0 2 months ago
flare A flare is a short, bright fire. göz kamaştırıcı ışık; işaret fişeği; yayılma veya yayılan şey; parlama; hiddet. flaring alevle parlayan; gösterişli; dışa dönük. 0 2 months ago
flash A flash is a sudden bright light. hırsız veya serserilere ait; gösterişli fakat sahte; kaba bir şekilde gösterişli. flash language hırsız argosu. 0 2 months ago
flashing The present participle of flash. parlayan şey veya kimse; suni seylâp yapma; yağmurdan korumak için saç kaplama. 0 2 months ago
flatter The comparative form of flat; more flat. (slang) yağcı. flatteringly methederek; göklere çıkararak. flattery dalkavukluk; methiye. 0 2 months ago
flavor The flavor of something is how it tastes. Iezzet; tat; çeşni; tat veren şey; lezzetli şey; koku; rayiha; lezzetsiz. flavorsome 0 2 months ago
flaw When something has a flaw, it is not perfect and has a problem. çatlak; çizik; hata; kusur 0 2 months ago
flea A small, wingless insect that lives on animals and sometimes humans, feeding on blood. Fleas can jump very far compared with their size and often cause itching. pire; (zool.) Pulex irritans. fleabite pire ısırması; pire yeniği; hafif ağrı. fleabitten pire ısırmış; (k.dili) köhne; çok ufak doru veya kula benekli beyaz (at) fleabane; fleawort pire otu; boğa yaprağı 0 2 months ago
fled The past tense and past participle of flee. (bak.) flee. 0 2 months ago
flee If you flee, you run away or escape. (fled fled; fleeing) kaçmak; firar etmek; (slang) tüymek; gelip geçmek; güzden kaybolmak; bırakmak; terketmek. 0 2 months ago
Showing 1841–1860 of 4941 words